Popüler Haberler

Ardi
Erken insan evrimi konusundaki düşüncelerimizi kökünden değiştiren 4.4 milyon yaşındaki Ardipithecus ramidus iskeletinin 15 yıllık bir çabadan sonra yeniden yapılandırılması 2009’a damgasını vuran en önemli bilimsel buluş olarak değerlendirildi. Bugüne dek bulunan en eski insansı iskeleti olan “Ardi” eski akrabalarımızın neye benzedikleri konusunda beklenmedik ipuçları sunuyor.

İnsanın en eski atası bulundu


İnsanoğlunun kökenleri konusunu derleyip toparlamaya çalışmak, kimi parçaları yitik, son derece karmaşık dev bir yapbozu tamamlamaya çabalamaktan farksız. Bu eksik parçaların kimi belki hiçbir zaman bulunamayacak; bulunan parçaların yerli yerine oturtulması da kimi zaman hiç kolay olmayacak. Gelgelelim, fosil avcıları arada sırada da olsa bu eksik halkaların yerine tam olarak oturan ve mevcut görüşü anında yerle bir eden parçalar buluyorlar. Böyle bir buluşla sonuçlanan sürecin tohumları Kasım 1994’te, Etiyopya’nın tozlu Orta Avaş bölgesinde bir insansı eline ait iki kemik parçasının gün ışığına çıkartılmasıyla birlikte atıldı.

Bu buluşu izleyen birkaç hafta içinde yüzü aşkın parça daha bulundu. 15 yıl süren kapsamlı çalışmalar geçtiğimiz günlerde 4.4 milyon yıl öncesine uzanan ve bir olasılıkla insanın atası olan Ardipithecus ramidus adlı bir kadın iskeletinin bulunmasıyla sona erdi.

Science dergisinin 2 Ekim tarihli özel sayısında 10 farklı ülkeden 47 yazar tarafından kaleme alınan 11 makalede, Ardi adı verilen ve 125 parçadan oluşan insansı iskeleti ayrıntılı bir biçimde ele alınıyor. Orta Avaş araştırma ekibi önderlerinden ve Kaliforniya Üniversitesi uzmanlarından Tim White,"İskeletin biyolojik özelliklerinin kavranabilmesi için asıl gerekli olan bölümler kafatası, dişler, leğen kemiği, bacaklar, el ve ayaklardır. Elimizde bunların tümü var. Bu fosillerin en müthiş yönü, evrim sürecinde 4.5 milyon yıl öncesine uzanan kara bir deliğe ışık tutmaları" diyor.

Pennsylvania Eyalet Üniversitesi biyolojik antropoloji uzmanı Alan Walker da, Ar. Ramidus türünün, daha önce yine Etiyopya’da bulunan ve bugüne dek bulunan en eski insansı iskeleti sayılan 3.2 milyon yıllık Lucy’den çok daha önemli ve çok daha sıra dışı olduğuna, buradan elde edilecek verilerin yalnızca kendi evrimsel geçmişimizin değil, aynı zamanda en yakın akrabamız olan büyük maymunların geçmişine de yepyeni bir boyut kazandırabileceğine dikkat çekiyor.

Ardi’nin hemen hemen eksiksiz denebilecek kalıntılarının yanı sıra, yaşadığı çevreden toplanan aynı döneme ait 150 bini aşkın bitki ve hayvan fosili de olası en eski atalarımız konusunda benzersiz bilgiler sunuyor. Daha da önemlisi, Ardi, yaklaşık 7 milyon yıl önce yolları ayrılan insanlar ile şempanzelerin son ortak atalarının neye benzediğiyle ilgili ipuçları da sunabilir.

White’a göre bu ortak atanın soyundan gelen en eski ve en iyi belgelenmiş türün en şaşırtıcı özelliği, “ayrılma aşamasına bu denli yakın” olmasına karşın, yaşayan primatların en yakın akrabaları olan şempanzelerle arasında çok az bir benzerlik olması. Henüz açıklığa kavuşmamış ortak atanın kemikleri bugüne dek bulunamamış olmakla birlikte, bilim insanları eldeki verilerden ve özellikle de Australopithecus ve çağdaş Afrika maymunlarıyla ilgili çözümlemelerden elde ettikleri bilgilerden Büyük-Büyük-Atamızın daha çok parmak boğumu üzerinde yürüyen ve ağaçlara tırmanan bir maymunu andırdığı sonucuna varmışlardı. Ne var ki, Ardi’nin özellikleri şempanzeyi hiç andırmıyor.

Bu da, White’a göre, son ortak atamızın bir olasılıkla her ikisinin de olmadığı anlamına geliyor. Kent Üniversitesi antropologlarından ve Orta Avaş ekibi üyelerinden C. Owen Lovejoy bulunan iskeletin insanoğlunun evrimiyle ilgili görüşleri yerle bir ettiğine, genetik benzerliklerine karşın, insanların, şempanzelerin biraz farklı bir türü olmadıklarını açıkça gözler önüne serdiğine dikkat çekiyor.

Bunların anlamı ne?


Ardi’nin anatomik özelliklerine bakılırsa, bilimsel açıdan şempanzelerin son 7 milyon yıl boyunca çok daha fazla değişimden geçtikleri ve gerçekte insanlardan çok daha fazla evrildikleri görülüyor.

Ancak bu, Ardi’nin şempanzeden çok insanı andırdığı anlamına gelmiyor. Ardi’ye “ilginç bir mozaik” niteliğini kazandıran salt insana özgü unsurların başında iki ayaklılık (bipedalizm) geliyor. 120 santimetre uzunluğunda ve yaklaşık 50 kilo ağırlığındaki Ardi’nin üst kalça kemiği, bacak kemikleri ve ayaklarının yapısı onun dik yürüyebildiğini, ancak ağaçlara tırmanma yetisini de koruduğunu ortaya koyuyor. Ağaç dallarını kavramasını sağlayan olağanüstü büyüklükteki ayak parmaklarının yine de maymunların sahip olduğu esneklikten (goril ve şempanzelerin ayakları hemen hemen elden farksızdır) ve Australopithecus ile Homo’ların yalpalamadan yürümelerine olanak tanıyan kemerden yoksun oldukları görülüyor.

Ardi’nin nesneleri yerden toplamasına ve bunları iki ayak üzerinde yürürken taşımasına olanak tanıyan ellerinin, şempanzeninkine kıyasla, çok daha becerikli ve manevraya elverişli oldukları göze çarpıyor. Bilek, el ve omuz kemikleri onun parmak boğumları üzerinde yürümediğini ve zamanının çoğunu, maymunlar gibi ağaçlar arasında salınarak geçirmek yerine, dalların arasında yok olan maymun türlerine özgü ilkel bir biçimde yol aldığını ortaya koyuyor.

Pennsylvania Üniversitesi paleoantropoloji uzmanı Alan Walker, son ortak atamız ile Australopithecus’ların arasında kalan özelliklere sahip olan Ardi’nin harika bir Darwinci yaratık olduğunu öne sürüyor.

Ardi’nin yalnızca fosillerini incelemekle kalmayıp, gün yüzüne çıkartılan en az 35 farklı Ar.ramidus’a ait olduğu sanılan 110 başka kalıntıyı da araştıran bilim insanları da bunun bilincindeler. Bu kemiklere aynı bölgeden toplanan binlerce bitki ve hayvan fosili de eklendiğinde Ardi’nin yaklaşık 200,000 kuşak önce dolandığı ortamın açıkça gözler önünde canlanması da işten değil.

Görünüşe bakılırsa, bu bölge ormanların ve tatlı su kaynaklarının yer yer yoğunlaştığı ağaçlıklı yeşil bir alandı. Kolobus maymunları ağaçlarda çene çalarken, babunlar, filler, sarmal boynuzlu antiloplar ve sırtlanlar ortalıkta dolanmaktaydı. Ada tavşanları, sivri fareler, kirpiler ve küçük etçil hayvanlar çalılıkların altına sıvışmışlardı. Çeşit çeşit yarasalar, tavus kuşu da dahil, en az 29 kuş türü, kumrular, muhabbet kuşları, kırlangıç ve baykuşlar kol gezmekteydi. Etiyopya çökellerinde çitlembik tohumları, fosilleşmiş palmiye ağaçları ve incir ağacı polenleri gömülüydü. Her şeyi yiyen Ar.ramidus’lar hiç kuşkusuz bunlarla besleniyorlardı.

Bu tablo evrim konusunda yerleşik denebilecek bir görüşü yerle bir ediyor. Paleoantropoloji uzmanları bir zamanlar atalarımızın iki ayak üzerinde yürümelerine neden olan unsurun Afrika ormanlarını savanlara dönüştüren iklim değişikliği olduğunu düşünüyorlardı.

Bu düşünceye göre, böyle bir ortamda ayakları üzerinde durabilen primatlar uzun çalılıkların ardını görebildiklerinden parmak boğumları üzerinde yürüyen canlılardan daha avantajlı durumdaydılar. Buna bağlı olarak, primatlar çok daha kolay yiyecek bulabiliyorlar ve kendilerini düşmanlardan daha kolaylıkla koruyabiliyorlardı. Lucy’nin bağlı olduğu türün kimi zaman daha ağaçlık bir alanda yaşamaları bu kuramı giderek geçersiz kılmaya başladı.

Ardi’nin benzer bir ortamda yüz binlerce yıl önce dik yürüyebiliyor olduğu gerçeği bunun başka bir nedeni olması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.

Toplumsal davranışları


Bu nedeni kimse bilmemekle birlikte, Ardi’nin toplumsal davranışlarıyla ilgili bir kuram bu konuda birtakım ipuçları verebilir. Lovejoy, Ar.Ramidus’un insan dışında başka primatlarda rastlanmayan bir sosyal sisteme sahip olduğuna inanıyor. Goril ve şempanzelerde, erkekler dişilerin ilgisini çekmek için birbirleriyle kıran kırana savaşırlar. Oysa, Lovejoy’a göre, Ardipithecus erkekleri arasında böylesi bir çekişmeye tanık olunmuyor. Tam tersine, erkekler dişilerle yakın ilişki kurmayı ve (yaşamboyu mutlaka tekeşli olmak zorunda kalmasalar bile) yavrularını yetiştirmek için birlikte kalmayı yeğliyorlar.

Bu uyumlu var oluşun en somut kanıtı Ardipithecus’ların dişlerinden geliyor: Bu türün köpek dişleri, erkek şempanze ve gorillerin savaşmak için kullandıkları hançerimsi sivri üst azı dişlerine kıyasla, oldukça küt. Bu da dişilerin, daha küçük azı dişli erkeklerle eşleşmeyi yeğlediklerini gösteriyor. Lovejoy’a göre, dişilerin böylesine güçlü bir konuma sahip olmaları için Ar.Ramidus’ların erkeklerin işbirliğine açık oldukları bir sosyal sistem geliştirmiş olmaları gerekiyor. Bu sistemde erkekler bir olasılıkla dişilere ve yavrularına yardım ediyor, onlara yiyecek buluyor ve bulduklarını paylaşıyordu.

Böylesi bir davranış değişimi iki ayaklılığın ortaya çıkışına da bir açıklık getirebilir. Nihayetinde, iki ayak üzerinde dik yürüyemeyen bir canlının ormanlık alanlarda yiyecek taşıması hiç de kolay değildir.

Toplumsal davranışla ilgili bu tür ayrıntılardan yola çıkarak bir görüşe varılması, hiç kuşkusuz, spekülatif bir yaklaşım. Nitekim, çok sayıda bilim insanı araştırmayı kaleme alanların vardıkları kimi başka önemli sonuçların yeniden değerlendirilmesi gerektiğine hemen dikkat çektiler.

Sorunlardan biri Ardi’nin iskeletinin kimi parçalarının neredeyse un ufak olmuş durumda bulunmuş olmasından kaynaklanıyor. Bu yüzden parçaların çok daha kapsamlı bir dijital yeniden yapılandırmadan geçirilmesi gerekiyor.

Gelgelelim, Science dergisi her zaman özel sayı yayımlamıyor ve bu sayıdaki yazılarda betimlenen fosillerin olağanüstü sayıda ve çeşitlilikte olması bilim insanlarının somut kanıtlar üzerine tartıştıkları anlamına geliyor. White,“Orta Avaş’taki çalışmalarımıza başladığımızda insan fosil kayıtları yaklaşık 3,7 milyon yıl öncesine dek uzanıyordu. Şimdi ise elimizde insan soyunun ortaya çıkışına yaklaşık 700.000 yıl daha yakın bir döneme ait yığınla bilgi var. Bu yalnızca bir iskeletten ibaret değil. Onun sayesinde tümden karanlık bir dönemle ilgili yüksek çözünürlükte bir görüntüye ulaşıldı,” diyor. Daha çok parçanın bulunması amacıyla çabalar sürdürülüyor, ama yapbozun en azından ana hatları giderek aydınlığa kavuşuyor.

Kaynak: http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&kid=18&hn=104684

Yorumlar  

 
+2 #141 taylan74 2010-06-18 22:23
palaeos.com/.../Taxlist.html

Çok ciddi bir site. Mutlaka inceleyin. Tüm fosil buluntularının listesi var. Alfabetik sıra ile.
 
 
+4 #140 taylan74 2010-05-20 22:00
Elbette parçası olduğumuz bütün ancak taklit ederek açıklama yoluna gidebiliriz. Bir hücre yaratamayız çünkü milyarlarca yıllık doğal seleksiyon süreci bizim teknolojimizden çok ama çok daha kıdemli. Biz tesadüfen buradayız ve bu noktada kendini sorgulamaya çabalayan gelip geçici toz zerreleriyiz. Ama inatla evreni kendi eksenimiz etrafında döndürmeye çalışıyoruz.

Tavsiyelerini önemsiyorum teşekkür ederim.

Saygılar
 
 
-3 #139 porsuk 2010-05-20 21:30
kes kopyala yaptıgın yazıda kromozomu yaşayan bir bakteri çekirdeğine naklederek yeni bir tür oluşturacakları ndan söz ediliyor ayrıca bu yazıda yoktan var etme gibi bir şey söz konusu değil ve şuanda bunların neredeyse hepsi daha havada olan şeyler, ayrıca var olan şeyler üzerinde oynamak, onlardan faydalanarak yeni kodlamalar yapmak bilimin yaratmasından öte taklit etmesidir, bu sadece teknolojinin bize sunduğu nimetlerdir, ayrıca hiç düşümüormusun bu kadar büyük bilimsel birikim ve teknoloji bir hücre yapamıyorken nasıl oluyorda zaman bu sorunu cözmüş ve hemde sıfır teknoloji ile... artık yazmasak gercekten çok sıkıldım çünkü bu tartışmada sen bildiklerini bende bildiklerimi söylüyorum ama nedense ortak bir noktada buluşamıyoruz, en iyisi sen boşken böyle şeylerle uğraşma daha çok kitap oku en azından mastırda daha teferruatlı bilgi birikimine sahip olursun, bende kendi çalışmalarıma devam edeyim :)
 
 
+3 #138 taylan74 2010-05-20 20:51
YAPAY YAŞAM YOLDA
Araştırmanın sonraki adımı yapay canlı yaratılması... Bilgi saklama özelliği olan PNA’nın, biyolojik reaksiyonlarda katalizör(kolay laştırcı) molekül olarak kullanılması yönündeki çalışmalar devam ediyo. Bu başarıldığı takdirde, kendi kendine çoğalabilen PNA molekülleri yapmak mümkün olacak. Bu da yapay canlı üretmenin önünü açacak.

YAŞAM NASIL OLUŞTU SORUSU CEVABINI BULUYOR
Yapay yaşam forumunun yaratılması, aynı zamanda yaşamın temelini de aydınlatacak. Dünyanın başlangıcında yaşayan ilkel yaşam formlarının, PNA benzeri yapılar içerdiği biliniyor. Bilimadamları bu bilgiyi işleyerek yaşamın kökenine kadar inmeyi planlıyorlar.

YEPYENİ CANLILAR ÜRETİLECEK
PNA ile ilgili çalışmaların 15 yıl önce başladığını göz önüne alırsak oldukça kısa sürede yaşam ve kökeni hakkında oldukça yol alınmış durumda. Bilimadamları artık doğada daha önce görülmemiş PNA tabanlı bir yaşam formu üretmenin yollarını arıyor.
 
 
+3 #137 taylan74 2010-05-20 20:50
Hücreye enjekte edilebilşen PNA’nın bir başka özelliği ise 3’üncü sarmal olarak DNA’ya eklenebilmesi. Eklenen 3’üncü sarmal, DNA’ya destek olup hatalı proteinlerin üretilmesine engel olucak ve hasar görmüş DNA’nın onarılmasında etkin rol üstlenecek.

GENETİK HASTALIKLAR TARİHE KARIŞACAK
Oluşan genetik hasarların giderilmesinin ötesinde PNA molekülü kullanılarak yapılacak ilaçlarla genetik hastalıkaların tamamen ortadan kaldırılabilece k. Bu, PNA’nın moleküler olarak DNA’ya çok yönlü bağlanabilme özelliği ile gerçekleştirile cek. Böylelikle genetik kodun tamamının çıkarılmasına gerek kalmadan, bir çok genetik kökenli hastalık tedavi edilebilecek.
 
 
+3 #136 taylan74 2010-05-20 20:49
DNA’ya üçüncü sarmalı eklemeyi başaran bilimadamları, daha önce varolmayan yapay canlı üretimi ve genetik hastalıkların ortadan kaldırılması için ilk adımı attı.

Tüm organizmaların ve bazı virüslerin canlılık işlevleri ile biyolojik gelişmeleri için gerekli olan genetik talimatları taşıyan DNA, birbirine paralel iki iplikçi bir yapıdan oluşuyor. Genetik bilgi bu iki iplikçik arasında sıralanan organik bazlarda saklanıyor.

Bilimadamları, DNA’ya özgü bu bilgi saklama özelliğine sahip bir polimer melekül (molekül dizisi) üretmeyi başardılar. Danimarka’nın Kopenhag Üniversitesinde n Prof. Dr. Peter E. Nielsen ve ekibinin 15 yıllık çalışmalarının ürünü olan bu polimer meleküle PDA (Peptide nucleic acid-Peptid Nükleik Asit) adı verildi.

Çalışma sonuçlarının yayınlandığı makalede PDA molekülünün, DNA’nın hücrede üstlendiği genetik kodların saklanması ve çoğaltılması işlevini gördüğü açıklandı.
 
 
+3 #135 taylan74 2010-05-20 20:46
Amerikalı bilimadamlarını n laboratuvar ortamında tamamen kimyasal maddeler kullanarak ilk kez yapay bir kromozom ürettiği iddia edildi. Araştırmanın başında bulunan ve her çalışması çok tartışılan Dr. Craig Venter, İngiliz The Guardian Gazetesi’ne birkaç hafta içinde yapay kromozomu yaşayan bir bakteri çekirdeğine naklederek yeni bir tür yaratacaklarını açıkladı.

Genetik biliminin dünyadaki öncülerinden olan Craig Venter’a göre 20 bilimadamından oluşan ekibinin ürettiği yapay kromozom, 581 çift genetik kod içeren 381 adet genden oluşuyor. "Mikoplazma laboratoryum" adı verilen yapay kromozom, "el yapımı mikrop" üretimi yönünde önemli bir adım sayılıyor. Bu sayede özel olarak bakteriler üretilebilecek, örneğin sadece karbondioksit emen bolca bakteri üretilerek küresel ısınmanın önüne geçilebilecek ve hatta biyolojik yakıt sağlanabilecek.
 
 
-1 #134 porsuk 2010-05-20 20:34
attercopus evrimde kayıp halka gibi görünmekte, ancak araştırmacılar bu örümceğin ip ya da ipek üretebildiğini, ama bunu öremediğini tespit etmiştir ama ağa öremedikleri konusu daha sağlamlaştırılm amıştır bunu anlaya bilmek mümkünmüdür yada değilmidir tartışıla bilir cünkü bunun için gözlem yada en azından sağlam örnekler gerek ancak anlaşılan bu örümceklerin nesli tükenmiş birer canlılar olduğudur kayıp halka olma gibi bir durumları söz konusu değildir... ya birde sayın bilim adamları şunu çok merak ediyorum: bilim adamlarımız böyle tespiti çok zor şeyleri bu kadar kolay bulup kitaplar yazacak kadar bilim ve teknoloji birikimleri varda neden bir hüçre oluşturup bunu milyonlarca kez mutasyona uğratıp sözde evrimleşmesürec ini tamamlayıp şu evrmi ispatlamıyorlar , çünkü evrimcilerin yaptıkları tesbitler ancak dediğim bu teknoloji ve bilimsel bilgi birikimiyle sağlanılabilir çok ilginç...
 
 
-3 #133 porsuk 2010-05-20 19:59
#131 taylan74 2010-05-20 12:56
Tam olarak ne söylediğini anlamadım ama ben şunu söylemek istemiştim. Yaratılış, türlerin bir anda aynı anda yaratıldığını söylüyorsa 400 milyon yıllık bir insan fosili neden yok? Neden insana ait ilk buluntular 6-7 milyon yıl öncesine ait? Neden memelilerle kambriyen canlılarına ait fosiller yanyana bulunmadı?

arkadaşım bugun devam etmekte olan kazılarda elimizdeki bilgiler okadar ama bu 40 milyon yıllık insan kalıntılarının olmadığını göstermez bu yüzden dedimya tarihte nokta yoktur hep virgül vardır istersen bu alanda tartışmayalım, ayrıca sana ilk yaratılan insanlar hep bir arada yaşamıştır diyen mi oldu öyle dedilerse inanma buna yaşam belli aşamalrdan oluşmuştur. bireysellikten toplumsala doğru ve dinimizdede buna uygun ayetler vardır bu konuda bir sıkıntımız yok.
 
 
-3 #132 porsuk 2010-05-20 19:53
benim sorduğumsoruyla sizin verdiğin cevap arasında dağlar kadar fark var verdiğiniz örnek mutasyon sonucu evrim gecirmiş bir örnek değil lütfen sallama cevaplar olmasın ama anlatmaya çalışdığım şey doğal secilim ve mutasonlar sonucu oluşmuş bir örnekti,mikrobi yoloji alanında bazı yayınlar okudum, anladığım kadarıyla %99 zararlı olan mutasyonlar faydalı bir şey ortaya koyamazlar, peki böyle birşey söz konusu iken nasıl oluyorda evrim gercekleşiyor ayrıca doğal secilim söz konusuysa başlangıçta karşı cinsler nasıl ortaya cıktı, güçlüler zayıfı neden elemedi yada en başlangıcta elemediyse burda tesadüf değil ussal bir secim söz konusu değil mi? aksi taktirde doğal secilimde burda etkisiz olur,aslında evrim tüm bu soruların cevabını buldu ama bunun adı darwinizm kesinlikle değil ingilterenin üzerinde çalıştığı akıllı tasarım teorisini biraz okursanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız, darwin ortak bir atadan gelme teorisini savunmuştur ama ben bunu olmadıgını söyledim
 

Yorum yapamazsınız. Yorum yapmak için sayfaya giriş yapmanız gereklidir.

İlgili Haberler

Son Evrim Haberleri Yorumları

" Eğer bütün dünya evrime karşı olsaydı, hala mağarada evcil bozayı sütü emiyor olurduk. "
[Boris Vian]