Popüler Makaleler
|
08 Ekim 2009
Posted in
Makaleler -
Evrim Teorisi
Bundan yaklaşık 3-4 milyar yıl önce evrensel bir piyango çekilmiş ve büyük bir olasılıkla en büyük ikramiye dünyaya isabet etmiştir.Bu kendi benzerini üretebilen, çoğalabilen, yenilenebilen, değişebilen; fakat ancak belirli koşullar niteliğini koruyabilen canlılığın ilk mayasıdır.Bu eşsiz öz, doğanın eşsiz labaratuvarlarında 3-4 milyar yıl süreyle işlenmiş, dallandırılmış, çeşitlendirilmiş ve geçmiştekini göz önüne almazsak bugün yaşayan yaklaşık 700.000 civarında bitki, 1,500,000 civarında da hayvan türünün ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Bu gelişimin son halkası, kuşkusuz, araştırma yeteneğine sahip, soyut düşünebilen ve öğrendiklerini zamandaşlarına ve gelecek kuşaklara en etkin bir şekilde aktarabilen "insan" dır. Atalarımızın kazandıkları bilgileri aynı yolla bize aktarmaları, tarihsel bir kültürün meydana gelmesine ve doğan her "insanın" bu kültür üzerine birşeyler ekleme olanağı bulmasına neden olmuştur.Bu gelişim, durmayan ve durdurulamayan bir sürekliliktir.Değişim , evrenin özünde vardır.Her saniye genişleyen ve değiştiren bir evrende, onun bir kısmını oluşturan parçaların sabit kalmasını düşünmek, doğaya ters düşmek demektir.Tüm canlılar ve cansızlar bu evrensel yasanın dışına çıkamazlar.Bu nedenle, evrenin gerek cansız gerekse canlı yapılarının zaman süreci içerisindeki değişimini incelemek, tarafsız ve somut bir düşünceyi yani insan olmayı gerektirir.Bu nedenle o en gelişmiş varlık olarak nitelendirilir.
Cansızların ve canlıların zaman süreci içerisinde meydana getirdikleri bu değişiklikleri inceleyen bu bilimdalına " E v o l u s i o n = E v r i m " denir.Cansızların evrimini inceleyen alt bilim dalına " A n o r g a n i k E v r i m" denir. [ Çoğunluk uzay fizikçilerinin ve astronomistlerin araştırma alanı içerisine girer] Canlı özün değişimi, " O r g a n i k E v r i m " olarak bilinir.[ başta biyologlar olmak üzere, kimyacı ve diğer bilimadamlarının araştırma alanı içerisine girer ]. Son olarak somut ve soyut düşüncenin, onunla ilgili olarak sosyal ilişkilerin evrimidir [ sosyal bilimlerle uğraşanların çalışma alanına girer ].
Nereden geldik, nereye gidiyoruz, çevremizdeki canlılar niçin var ve neden herbiri farklı şekilde yapılmıştır sorusunun ilk defa söylendiği tarih, evrim biliminin başlangıcını oluşturur.Bu da soyut düşünebilen insanlık tarihi kadar eskidir.
![]() |
Her devirde, her kültür düzeyinde bu soruların değişik açıklamaları olmuştur.Düşünen insanın kafasını sürekli kurcalayan bu bilinmezlik, kökü Mezopotamya kültürlerindeki inanışlara kadar dayanan bir formülle çözüşmeye çalışılmıştır.Bu herşeyin olduğu gibi " bir defada " Tanrı tarafından yaratıldığına inanmaktı.Bu düşünceyi köken alan değişik inanç grupları, özde aynı olmakla beraber, bazı küçük farklılıklarla yaratılış modelleri geliştirmeye çalışmışlardır.Başlangıçta ve bugün hala geniş halk kitleleri tarafından benimsenen bu inanç, gerçekte binlerce yıl insanların rahatlatılmasına ve içini kemiren bu "merak" duygusunun bastırılmasına büyük hizmetleri olmuştur.Yalnız bu rahatlık, toplumlarda dogmatik düşüncenin yaygınlaşması ve doğaya yabancılaşma gibi ağır bir faturayla ödenmeye başlandı.Öyleki, bu doğmatizmin ortaya çıkarttığı asıl tortu tüm dölleri ve bireyleri etkileyerek " yalnız beş duyumuzla algılayabildiğimiz şeyleri gerçek olarak tanımaya , herşeyi olduğu gibi kabul etmeye ve onların tümünün özellikle insan için yaratılmış olduğuna inandırarak" buzdağının altındaki gerçek yapıyı öğrenmelerini engellemye başladı.
Tarih, düşündüklerini söylyen ya da gerçeğe, alışılagelmiş yöntemlerin dışında yaklaşmak isteyen "bugünkü bilgilerimizin ışığı altında ister yanılmış, ister doğruyu bulmuş olsunlar" düşünürlerin, bilimadamlarının çektikleri acılı öykülerledoludur.Kiliseye karşı evrenin sonsuzluğunu savunan BRUNO, Roma meydanında yakılırken ( 17 Şubat 1600 ) tüm baskı ve acılara katlanarak, düşündüğünü ve inandığını korkusuzca söylemek suretiyle, gelecek kuşaktaki bilim adamlarına önderlik etmiştir.....
Fiziksel olarak değişen evreni, düşüncelerimizde ve inançlarımızda sabitleştirerek sonuca varmaya olanak yoktur.Çünki hiçbir düşünce ya da işleyiş, evrensel yasalara karşı koyamaz.Toplumların baskı altında tutularak ya da bazı dogmatik fikirler aşılanarak değişmez ve kararlı bir hale getirilmesi denenmiş; fakat, bu evrensel yasaya aykırı olduğu için sonuç alınamamıştır.Son yüzyılımızda , bu gerçeği benimseyerek, bilimsel düşünceyi her boyutta serbest bırakan toplumlar, çağdaşlaşmış ve özellikle doğanın ana ilkelerini ortaya koyan temel bilimler alanında patlarcasına büyüme ve gelişmeyi sağlamıştır.Bunun en doğal sonucu olarak evrim düşüncesinde de birçok gelişmeler ortaya çıkmıştır.Bu evrimsel düşünce değişimi tüm hızıyla zamanımızda da sürmektedir.Son 30 yılda gelişen alet ve aygıtlarla yapılan denemeler ve gözlemler, özellikle biyoloji alanında ve uzay çalışmalarında elde edilen bulgular, evrenin yapısını ve dokusunu gerçeğe biraz daha yaklaştırarakaçıklamaya başlamıştır.Artık, bugün biz canlı ve cansız evren konusunda belirli temel bilgilere ve ilkelere sahibiz.Fakat bu ana ilkeler arasındaki dokunun örülmesi daha yüzlerce yıl alacaktır.Zaten Evrimin temel ilkesi de budur." yeter ve dur" kelimeleri evrimin anlamına ters düşer.
Prof Dr. Ali DEMİRSOY'un Kalıtım ve Evrim Kitabından alınmıştır

Darwin, türlerin zamanla yeni türlere doğru değiştiğini –yani şuan söyleyebildiğimiz şekliyle hayatın evrimleştiğini – söyleyen ilk doğa bilimci değildi. 18. yüzyılda Buffon ve diğer doğabilimciler, hayatın yaratılıştan bu yana değişmemiş olmayabileceği fikrini ileri sürmeye başladılar. 1700lerin sonlarına kadar paleontologlar, değişmeyen bir doğa ile tezat oluşturan bir geçmiş resmini ortaya koyan Avrupa fosil koleksiyonlarıyla doluydular. Ve 1801’de Jean Baptiste Pierre Antoine de Monet adındaki Fransız doğabilimci, Şövalye Lamarck, büyük bir kavramsal adım attı ve gelişmiş bir evrim teorisi ileri sürdü.




Yorumlar
arkadaşım ön yargı dediğin şey senin iliklerine işlemiş.
Bu arada ben de benzeri bir "fosil" sergisini yıllar önce Muğla Üniversitesinde (!) gezmiştim. Sunulan örnekler kayaçların içindeki fosillere aitti. Kimileri kalıp fosiller kimileri de kemik fosillerdi (yanlış hatırlamıyorsam ). Yanlarında da fosilin günümüzdeki torununun resmi vardı (HY taktiği). Ama fosillere(!) dikkatli baktığında ne kadar da temiz, parlak ve kusursuz olduklarını görebilirdin. Sanki sanat eseri, el emeği göz nuru gibiydiler. Allah'ın işi olsa gerek! Kayaçlarda ne bir çatlak ne de bir oyma izi (fosili ortaya çıkarırken olması gereken) vardı.
Fosillerin(!) yanında hiçbir açıklama yok. Nerede bulunmuş, ne zaman bulunmuş vs bilgi yok. Sanırım sadece tür isimleri vardı. Bir de hepsinin yanında şu yazı vardı: Milyonlarca yıl hiç değişmeden kalmıştır.
Sergiden sorumlu görevliye sorduğumuzda fosillerin(!) bu işe meraklı bir iş adamı tarafından bulunduğunu ya da toplandığını söylemişti.
Yorumu siz yapın artık.
Sözünü ettiğin site Harun Yahya (HY) destekli bir site ve bu tür sitelerin sanırım hepsi HY kökenli. HY de biliyorsun ki Amerikan Hristiyan yaratılışçıları nın bir "ürünü".
Amaçları materyalist görüşü, ateizmi, sekülerizmi vb yaşam tarzlarını/dünya görüşlerini yok etmek. Evrim teorisi de hiçbir semavi dinle uyuşmadığı için saldırıya uğruyor. Ateizmin yanında görülüyor. Onlara göre evrim ve Tanrı inancı uyuşmaz (sitelerinde yazıyor zaten). Oysa ki teistik evrimcilik diye bir görüş de var. Adam Tanrı'ya inandığı gibi evrimi de kabul ediyor (yoksa inancıyla çelişiyor diye teoriyi görmezden gelemez). Ama HY'cilere göre evrim teorisine inanmak ateist olmaktır. O halde vay onların haline. Dinleri elden gitmiş de haberleri yok. :)
Ben bu adamların evrimi dini gerekçelerle reddetmelerini anlayışla karşılayabilird im. Ama burda çizme çoktan aşılmış. Bunun samimi vicdan sahibi hoşgörülü dindarlıkla ilgisi yok. Bu düpedüz toplum mühendisliği. Hem de inanılmaz büyük bir sahtekarlık eşliğinde ve bilimsel argümanlar kullanılarak gerçekleştirili yor.
90 milyon yıllık dedikleri fosilin resmine bakın.
evrimteorisi.info/.../...
Hala taze toprak var kafatasının içinde. 90 milyon yıllık kaya katmanının içinden bu şekilde üç boyutlu kafatası çıkar mı be? Kimi kandırıyorsunuz siz? Preslenmiş bir şekilde, taşlaşmış ve kesit olarak bulunmuş olsaydı inandırıcı olurdu belki. Malum bi alçı kalıptan dökülmüş bu. Sahtekarlığın bu kadarına da pes doğrusu. Bu kafatası şenliğinin ardı arkası kesilmemiş. Ne hikmetse sadece kafatasları var. Geri kalan iskeletler yok. Fosili bulan bilim adamının ismi yok. Fosilin bulunduğuna dair bilimsel makale yok. Makalenin yayınlandığı dergi ya da gazete küpürü veya haberi yok. YA da var da allahsız kafir evrimciler bunu saklıyorlardır kesin.
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.